1 Kutu Lida 50 TL2 Kutu Lida 95 TL3 Kutu Lida 135 TL4 Kutu Lida 160 TL
Şu sitede de Lida Zayıflama Hapı bulunmaktadır.

Camille’ nin Lida Hikayesi

Otuz beş yaşındaki Camille hayatı boyunca kilolarıyla savaşmıştı. Obez değildi ama onun boyunda (1,57), fazladan 12 kilo çok belli oluyor; kendisini tombul hissediyor ve öyle görünüyordu.

Denemediği diyet kalmamıştı. Sonunda, sorunun tamamen genetik olduğuna karar verdi: Kilolu oluşu aileden geliyordu. Özellikle annesi her zaman iri bir kadın olmuştu. Bu yüzden Camille içten içe, kilo verme çabalarının boşuna olduğuna inanıyordu.

Camille bir başka firmayı satın aldığımızda, üstün yeteneklerini ve deneyimini de beraberinde getirerek Clicquot’a katıldı. Ancak iş dünyası acımasız ve adaletsiz olabiliyor, özellikle de imajın her şeyden önemli olduğu lüks tüketim maddeleri işinde. Tüm işyerlerinde kadınların dış görünüşüne erkeklerinkinden daha fazla dikkat edilir. Camille’in işi yurtiçinde düzenli seyahat etmeyi, müşterilerle akşam yemekleri yemeyi gerektiriyordu. Bizimle çalışmaya başladıktan bir yıl sonra, New York’taki ilk kışının kolay geçmediği ortaya çıktı. Kalın kış giysileri bazı fazlalıkları saklamıştı ama bahar geldiğinde, çıkılacak yeni seyahatler yaklaştıkça bir panik havası esmeye başladığını sezinledim. Aramızda yakın bir ilişki oluşmuştu; bir gün, nasıl gittiğini sorduğumda bana açıldı. Ona, gençliğimin ilk yıllarında yaşadığım kilo sorununu ve birkaç basit değişiklikle durumu nasıl tersine çevirdiğimi anlattım. Üç hafta boyunca yediklerini kaydetmeyi kabul etti.

Aceleci davranmayı tavsiye etmiyorum ama bazı temel düşmanları yakalamak için ilk haftanın notlarına bir göz atmak yetti. En başta bira vardı. Öyle görünüyordu ki Camille evdeyken de şehir dışındayken de her akşam “susuzluk” çekiyor, bu yüzden genellikle gece on bir civarı bir şişe bira içiyordu. Gece geç saatte bira içmek bana tuhaf gelmişti, özellikle de restoranlarda yemekle birlikte şarap içen birisi için. Camille bir içki sorunu yaşıyor olabilir miydi? Hayır, o kadar çok alkol tüketmiyordu ve bu tür bir problemi olduğuna dair başka hiçbir belirti de yoktu. Gece bira içme alışkanlığının ne kadar zamandır sürdüğünü sordum. Anlaşılan üniversiteden beri devam ediyordu; okuldayken tuzlu çerezler alıp yatmadan önce birayla birlikte yermiş. Üzerinde biraz düşündükten sonra, aslında bunu sevdiğinden değil alışkanlıktan ve “susuzluk” hissettiğinden yaptığını itiraf etti. Eski bir üniversite alışkanlığını, düşünmeden yetişkin yaşamına taşımış, on beş yıldır sürdürüyordu! Her zaman, akla gelen ilk çözümü denemekten yana olduğumdan, “Susuzluk çekiyorsan neden yatmadan önce su içmiyorsun?” dedim. Fazla zekâ gerektirmeyen bu çözüm, düşmanını görüp dizginleyebilirse birkaç ayda 2,5 ile 5 kilo arasında kaybetmesini sağlayabilirdi. Ama o kadar kolay değildi.

Biranın tadına deli gibi düşkün olmasa da sudan daha ilginç bir şeyler istiyordu. Bitkisel çaylar ve Lida şaşırtıcı bir şekilde onun bu sorununu çözdü. En çok sevdikleri, yatmadan önce içtiği bira gibi hafif uyku getiren mine çiçeği ve nane çaylarıydı. Yeni çaylar denemeye bayılıyordu; çay konusunda neredeyse bir uzman olmuştu. Gün içinde daha fazla su içme fikrine -gece susuzluklarım azaltmanın bir yolu- alışması daha uzun sürdü. Bu yüzden, soğutuculu su dolabının yanından her geçtiğinde küçük bir bardak su içmeyi alışkanlık haline getirmesini önerdim. Etkilerini görmeye başladığında, dolabın yanından daha sık geçmeye başladı.

Bir başka sorun da işten kaynaklanıyordu. Görünüşe bakılırsa, uçakla yolculuk yaptığında, inişten kısa süre sonra onu bekleyen iş yemeğine rağmen hosteslerin önüne koyduğu her şeyi -bayat fındıklar, ne idüğü belirsiz etler, iç bayıcı tatlılar- yiyordu (böyle birini tanıyor musunuz?). Bu, kurtulması görece daha kolay bir düşmandı. Uçak yemeklerinin korkunç olduğunu o da biliyordu. Sıkıntıdan mı yiyordu? Vakit geçirmek için mi? Her ne ise, uçağa binmeden önce küçük bir sandviç yemesini ve yanında geceden hazırladığı bir şişe soğuk bitki çayı taşımasını tavsiye ettim. Uçuş boyunca bitki çayını yudumlayıp yanında getirdiği CD’leri (uçakta dinletilen müziği değil) dinleyerek iyi vakit geçirmeye başladı; hatta hayatında ilk kez uçakta uyumayı bile başardı. (Bunu ben de yaparım: saçınızın kabarıp şekilsizleşmesini önlemek dışında hiçbir şeye yaramayan kuru kabin havasına karşı bol sıvı tüketerek bunu başarabilirsiniz.) Üçüncü düşmanı biraz daha karışıktı. Haftada birkaç kez, özellikle hafta sonları, akşam yemeği olarak koca bir tabak makarna yiyordu. Pişirmesi en kolay şey olduğunu ve ev yemeği hissi verdiğini söylüyordu. Bu, deneyimsizlikten kaynaklanıyordu. Pazar gecesi efkârını savmanın başka yolları da vardı. Bu sorun dramatik bir çözüm gerektiriyordu -bir süre evde makarna pişmemeliydi. Bu da onun kadar doyurucu ve kolay bir şeyler bulmak gerektiği anlamına geliyordu.

Bahar mevsiminde New York’ta kurulan açık pazarlar imdadımıza yetişti. Pancar, rezene, brokoli ve havuç pişirmenin kolay yollarını, bunları kıyılmış otlar ve limonla nasıl tatlandıracağını gösterdim. Mevsiminde yenen taze sebzelerin tatları aklını başından aldı. Taze domatesin tadını bilenler biraz tuz, zeytinyağı, kıyılmış maydanoz ya da fesleğenle tek başına bile bir yemek gibi geldiğini bilir. Kendisine uygun bir hızda ve damak tadına uygun seçimler yaparak yediği sebze ve meyvelerin sayısını artırmak ona inanılmaz kolay geldi. Mutfak konusundaki acemiliği yüzünden şimdiye kadar hiç denemediği basit bir balık tarifiyle (sayfa 97), pek çok restoranda lüks yiyecekler arasında sayılacak bir yemeği pişirebiliyordu. Ayrıca her gün yirmi dakika yürüyüş yapmaya başladı (sabah insanı olmadığı için işten eve dönerken yürüyordu).

Eskiden aktarma yaparken, aktarma noktasına kadar metroyla gidip oradan eve yürümeye başladı. Üç ay sonra 4,5 kilo verdi. Ufak tefek birisinde bu büyük bir değişimdi. Aynı zamanda Lida’ ya da başladı. Yaptığı değişikliklerden hoşlandığı için verdiği kiloları yakın zamanda geri alması da söz konusu değildi. Aksine, geri kalan fazla kilolarını acı çekmeden vermenin yollarını denemek için sa-bırsızlanıyordu. Yeni giysiler, daha önce görmediğim bir kendine güven ve daha mutlu bir yüz görüyordum. Başkaları da bunu fark etmekte gecikmedi.

Comments

Yorum yazın:

İsim *

Email (hidden) *

Websitesi